İngiltere, İsrail’i savundu

Hollanda’nın idari başkenti Lahey’deki Barış Sarayı’nda faaliyetlerini yürüten UAD’de, İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarının ele alındığı duruşmalar sürüyor.

İngiltere adına söz alan İngiltere Dışişleri Bakanlığı Hukuk Genel Direktörü ve UAD nezdindeki temsilcisi Sally Langrish, ülkesinin İsrail-Filistin meselesindeki tutumunun uzun zamandır bilindiğini söyleyerek, “Müzakere edilmiş iki devletli çözümün Filistinlilerin kendi kaderini tayin etmesini sağlayacak ve İsrail’in kimliğini ve güvenliğini koruyacak tek çözüm olduğuna inanıyoruz.” dedi.

Langrish, “İngiltere, Gazze’deki çatışmaların derhal durdurulmasını ve ardından sürdürülebilir ve kalıcı ateşkese doğru ilerlenmesini istiyor.” diye konuştu.

Konuşmasında, 7 Ekim 2023’ten sonra Gazze’deki insani duruma işaret eden Langrish, “Filistinliler şu anda Gazze’de umutsuz bir insani krizle karşı karşıya.” ifadesini kullandı.

İNGİLTERE’NİN SAVUNMASI

İngiltere adına söz alan Oxford Üniversitesi Uluslararası Hukuku Profesörü Dan Sarooshi de Divanın vereceği danışma görüşüyle devletlerin rızasına dayalı yargı yetki müessesinin altını boşaltmaması gerektiğini savundu.

Sarooshi, “Mahkeme, istişari yargı yetkisini kullanarak taraflar arasındaki ihtilafları da çözmemelidir. Bunun yerine, mahkemelerin danışma işlevi, görüş talep eden BM organlarına hukuki tavsiye sunmaktır.” diye konuştu.

Divanın danışma görüşünde istenen soruların mevcut halinin, İsrail aleyhine durum oluşturacağını öne süren Sarooshi, bu durumda İsrail’in rızasının alınması gerektiğini savundu.

Sarooshi, “Mahkeme, BM Genel Kurulunun talebini formüle edildiği şekilde yanıtlarsa, esasen İsrail-Filistin arasındaki uyuşmazlığın ana noktaları hakkında karar vermiş olacaktır ve mahkeme şu anda formüle edildiği şekliyle bu talebi reddetmelidir.” dedi.

Sarooshi, Filistin ve diğer devletlerin iddia ettiği üzere İsrail-Filistin arasındaki uyuşmazlığın çok taraflı olması ihtimalinde dahi verilecek danışma görüşünün, “İsrail’in sorumluluklarını ortaya koyması ve egemenliğine saygı gösterilmesi sebebiyle” Divan tarafından yanıtlanmaması gerektiğini öne sürdü.

Davanın esasına ilişkin herhangi görüş bildirmeyeceklerini söyleyen Sarooshi, “Taraflar arasındaki anlaşmazlıkların UAD’nin danışma işlevi kullanılarak çözülmemesi gerektiğini” savundu.

Sarooshi, “Bu, güvenlik ve işgal altındaki Filistin topraklarından herhangi bir çekilmenin koşullarını ilgilendiren, ciddi hassasiyete sahip uzun süredir devam eden bir anlaşmazlıktır. BM Genel Kurulu tarafından formüle edildiği şekliyle görüş talebine cevap vermek, özel bir tür temel ikili anlaşmazlığın yargısal çözümü anlamına gelecektir.” diye konuştu.

Mahkemenin, İsrail’in sorumluluğuna ilişkin olarak, uyuşmazlığın çözümüne konu olabilecek hususları içeren tespitlerde bulunmaya davet edildiğini söyleyen Sarooshi, bunun da fiilen tüm işgali mahkemenin önüne koyduğunu ileri sürdü.

Sarooshi, bu durumun, iki devlet arasındaki çekişmeli uyuşmazlığın, danışma görüşü yoluyla Divan önüne getirilmesinin “uluslararası hukuka aykırı olduğunu” iddia etti.

İNGİLTERE UYUŞMAZLIĞIN ÇÖZÜLMESİNİ İSTİYOR

Profesörü Sarooshi’nin ardından tekrar söz alan Langrish, İngiltere’nin, uyuşmazlığın ikili müzakereler yoluyla çözülmesi ve Divan önünde getirilmemesi gerektiğini savunarak, Divandan iki tarafında nasıl müzakere etmesi gerektiği hususunda yol haritası çizmesinin gerekliliğine işaret etti.

Langrish, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İlk olarak, iki devletin sınırları konusunda 1967 sınırlarına dayanan ve taraflar arasında eşdeğer toprak takaslarını içeren bir anlaşma yapılmalıdır. İkinci olarak, Filistinliler için güvenlik düzenlemeleri egemenliklerine saygı göstermeli ve İsrail için de güvenliğini korumalıdır. Mülteci sorununa adil, uzlaşılmış ve gerçekçi çözüm getirilmelidir. Her iki tarafın da Kudüs’e yönelik arzuları, Kudüs’ün her iki devletin gelecekteki başkenti olarak statüsüne ilişkin müzakereler yoluyla yerine getirilmelidir.”

Langrish, verilecek danışma görüşünün iki devlet arasındaki barış sürecine zarar vermemesi gerektiği uyarısında bulunarak, bu görüşün, BM Genel Kurulunun, Filistin meselesindeki hukuki mevzuları anlamasına yardımcı olması gerektiğini bildirdi.

Mahkemenin, mümkün olan en erken fırsatta taraflara BM çerçevesinin uygulanması çağrısında bulunabileceğini kaydeden Langrish, mahkemeden, her iki tarafın da müzakere edilmiş çözüme ulaşılana kadar işgal altındaki toprakların statüsünü ya da bütünlüğünü değiştirecek herhangi bir adım atarak anlaşmazlığı tırmandırmama konusundaki mutabakatlarını hatırlatmasını istedi.

Langrish, mahkemeden, tarafların kalıcı statü konularını müzakere ettiklerine dair ara anlaşmalarındaki yükümlülüklerini yeniden teyit etmesi çağrısında da bulundu.

BMGK, UAD’DEN GÖRÜŞ İSTEMİŞTİ

BM Genel Kurulu, 30 Aralık 2022 tarihli kararında UAD’ye, Divan Statüsü’nün 65. maddesine dayanarak 1967’deki savaştan bu yana İsrail’in Filistin’deki işgalinin hukuki neticelerine ilişkin 2 soru yöneltmişti.

BM Genel Kurulunun Divandan cevaplarını talep ettiği sorular şu şekilde:

“1- İsrail’in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını sürekli olarak ihlal etmesinin, işgali sürdürmesinin, 1967’den bu yana Filistin topraklarındaki yerleşim ve ilhak faaliyetlerinin, Kudüs’ün demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik faaliyetlerinin ve ilgili ayrımcı mevzuat ve tedbirleri kabul etmesinin hukuki sonuçları nelerdir?

2- İsrail’in, ilk soruda belirtilen uygulamaları, işgalin hukuki statüsünü nasıl etkilemektedir ve bu durumun tüm devletler ve Birleşmiş Milletler için doğurduğu hukuki sonuçlar nelerdir?”

Danışma görüşü talebi, 17 Ocak 2023’te BM Genel Sekreteri tarafından UAD’ye ulaştırılırken Divan, BM üyesi devletlere ve Filistin’e danışma görüşü istenen sorular hakkında yazılı ve sözlü beyanda bulunma haklarına ilişkin bildirim yaptı.

DANIŞMA GÖRÜŞÜNÜN ETKİSİ NEDİR?

UAD’nin danışma görüşleri, her ne kadar bağlayıcı olmasa da birçok devlet ve kuruluş tarafından dikkate alındığı ve verilen görüşe uygun hareket edildiği belirtiliyor.

Divanın, İsrail’in Filistin topraklarında inşa ettiği duvara dair 2004’te verdiği danışma görüşünde duvarın hukuka aykırı olduğunu tespitinin ardından birçok devlet ve şirketin, söz konusu duvarın inşasına katkı sunmaktan imtina etmesi, İsrail’e sattıkları inşaat malzemelerinin duvarın yapımında kullanılmaması şartını koyması dikkati çekiyor.

Yine UAD’nin 22 Temmuz 2010’da uluslararası hukukta bir devletin tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinin yasaklanmadığı yönünde verdiği danışma görüşünün ardından, Kosova’nın bağımsızlığının meşruiyeti arttı ve bağımsızlığını tanıyan devlet sayısı çoğaldı.

UAD’nin görüşünün, işgalin uluslararası hukuka aykırılığı yönünde olması durumunda İsrail üzerindeki baskının artması ve ona açıkça destek veren ülkeleri uluslararası toplum tarafından tutumlarını gözden geçirmeye zorlamaları muhtemel olarak değerlendiriliyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir